Şub 052010

herkes dağınık bir şekilde oturmuş,sessizce öğretmen kürsüsüne benzeyen şeyin arkasında konuşan konuşmacıyı dinliyordu. setlerdeki zorluklardan,çalışma saatlerinin fazlalığından ve bunun gibi şeylerden bahsediyor,her nefes alma aralığındaysa konuşma sırasında sessizce dinlemeci olan ama en ufak bir boşlukta konuşmaya dahil olan abla atlıyor,bir iki kelime de o söylüyor,bu şekilde devam ediyordu toplantı.o sırada da üniversitedeki gibi basit bir sistemle bir kağıt ortada dolaşıyor ve gelenler isim,soyisim yazıp en şahşalı imzalarını atıyorlardı. biliyordum o kağıt er ya da geç bana da gelecek ve imza atmadan nasıl sıyrılacağım konusunda en ufak bir fikrim yoktu. çünkü ben bir yabancıydım.konuşan konuşmacı en nihayetinde sözü bitirmiş ve orada olanların fikirlerini alıyordu.o herşeye atlayan abla kaldığı yerden devam ediyor,biri söz alınca sanki göbekleri beraber kesilmiş gibi bir ahenkle ona eşlik ediyordu. sanırım herkeslen göbeği bir kesilmişti. o sırada bukete göz ucuylan baktım. olaya oldukça hakimdi. sanki o da benim gibi bir yabancı değil,buranın bir yerlisi gibi davranıyordu. yüzündeyse ”hay amuna koyam,neden kağıt kalem getirmedim,ne güzel not alırdım” gibisinden bir ifade vardı. toplantı bitmiş,kararlar alınmış,herkesin yüzünde mutlu bir ifade vardı. ben de imza atmaktan ”ben alttan alıyorum” diyip yırtamayacağımı anlayınca sahte bir isim,soyisimle imza atıp,”acaba başıma bir iş gelir mi lan” düşünçesiyle yanıp tutuşuyordum.

buket bana ”iyi oldu geldiğimiz,amma şey öğrendik değil mi? ” diye sordu. bense o sırada nokya 3310′uma bakıp içerde geçirdiğim süreyi hesap etmeklen meşguldüm. tam tamına 2 buçuk saattir içerdeydik. üniversitede hep sınavlara güzel bir asistan girmesini dilerdim.böylece ilk 10 dakikada sınavda hiçbirşey yapamadığımı anladıktan sonra,o ”ilk 45 dakika kimse çıkamaz” klişesindeki 45 dakikayı doldurmak için o güzel asistanlarla kesişirdim.

Oca 302010

*ben şu yeryüzünde soruyla sevişen öğrenciye nasıl bir tanım yapacağımı bilemedim. ”off abi ya soruya bak mükemmel”,”kesin çıkar bu he”, bunlar normalliği normal olan kısmı ama daha ileri gidip;”abi çok hoş lan bu soru,hayran kaldım resmen”diye devam eden resmen soruyla ayak üstü sevişen öğrenci modelleri var.

*herhalde şu yerinyüzeyindeki en büyük hayal kırıklığı tivitırda followladığımın beni followlamamasıdır. o an kendimi öylesine bir hiç gibi hissediyorum ki anlatamam. mönitörü kapatıp ağlamışlığım var desem yalan olur ama çok üzülüyorum bu durumda. ben çektim başkası çekmesin diye beni followlayanları elimden geldiğince followluyorum. iyi insanım aslında lan ben.

*hazır follow,tivirır demişken followlamak isterseniz may tivitır http://twitter.com/aysberg34

Şub 082010

cm 03 04te ankara ds formasını giyen keşfedilmemiş yetenek.ben onu keşfettiğimde 30 yaşına gelmişti.fenerbahçe’den aziz yıldırım tarafından 9 senenin ardından anlamsız bir şekilde kovulmuş,gaziantepspor ile el sıkışmıştım.gaziantep’a acil bir forvet lazımdı,ince bir arama sonunda onla karşılaşmıştım. alt ligdeydi.kulübü bir türlü bırakmıyordu. 2. lig b klasmanındaki bir oyuncuya tam tamına 1,5 milyon yuro saymıştım. sıcak sıcak. onu aldığımda bitircilik 20,top sürme 15,teknik 13 idi.kafa toplarında ise idare eder bir seviyedeydi. ve oldukça hızlıydı.ve ilk senesinde fırtına gibi esip 30 küsür gol ve 10-15 asist ile tamamlamıştı sezonu. bana aynı thierry henryi hatırlatıyordu. forvetin sol tarafındaydı. sol taraftan alıyor topu,çalımlarlar ceza alanına giriyor,sağ ayağıyla affetmiyordu. ilk sene belki kazaran olmuştur dedim ama akabindeki 2 sene de bu performanstan bir şey kaybetmemişti. yaş 32 olmuştu. gazianteple aldığım şampiyonlar ligi kupasındaki payı oldukça fazlaydı. ama nedense milli takımda oynayamıyordu. en sonunda aday kadroya çağrıldı ama yine de o formayı giyemedi.

Şub 082010

her halde ilk kez mağlup olan bir takımı beğendim. sadece ben değil bütün fenerbahçeliler olarak mücadeleden memnunuz. he ben memnun değilim diyen var ise;ilk yarıdaki ruhsuz takıma karşı sadece mücadele edin yeter sözünü söylediğini hatırlatmakta fayda var.

kazanabilirdi de,kaybedebilirdi de dün fenerbahçe. ama kaybetse taktik yanlışlıktan ve diyarbakırspor’un inanılmaz direncinden olacaktı bu. he bir de o güzelim zeminden. sanırım bir fikstür avantajı nasıl dezavantaja çevrilir diye sorsa biri ”ahanda böyle” derim. eğer böyle giderse durum lehimize olan durum alehimize doğru dönecek yavaş yavaş. sivasspor zemininde nasıl oynadı bu takım,kendi evinde o zeminde nasıl oynuyor bu takım. kaybedilen puanları geçtim,futbolcu kaybettiriyor bu zemin ! bursaspor maçında piyango sercanla, uğur’a vurdu,dün de luganoyla özere güldü talih kuşu.

Şub 062010

yıllarca aziz yıldırım yırtmadı bir yerlerini ‘’sınırsız yabancı istiyoruz” diye. neredeyse bütün kulüpler karşı çıkmadı mı buna ?  yok türk futbolcuların önü kapanır yok bilmem ne. şimdi 3 büyüklere bakalım,fenerbahçe’de 7 adet yabancı var.biri!( deivid de souza )  sürekli sakat,6 yabancıyla rahat rahat oynuyor. gelelim galatasaray’a;ellerinde tam 8 yabancı var ve sadece 6sini oynatabilecekler. ve sırf bir oyuncu almak için ellerindeki tek forvetin sözleşmesini feshettiler. ve aldıkları yabancı futbolcu(jo)  da sakatlanınca forvetsiz kaldılar.beşiktaş ise karmaraşık. ellerinde 8 yabancı var,bir sözleşmesi donmuş ( matias delgoda),iki de dışarıda kiralık oynayan oyuncuları. etti mi 11. bu adamlar n’apsın,1 adet yabancı almak için 4 adetini yollaması lazım. dile kolay.

anadolu kulüpleri için farketmez yabancı sınırı.onların o kadarına paraları yetmez ama bu yayın ihalesiyle belki de yetecek. hem büyük kulüpler yabancılara yöneleceğinden türk futbolcular daha ucuza anadolu kulüplerine veya yurt dışına gidecek,hem anadolu kulüpleri kazanacak,hem de türk futbolu dışarı daha çok adam yollayacak.

2010 | aysberg.org

Get Adobe Flash playerPlugin by wpburn.com wordpress themes

Takipleyiniz

aysberg>>yazıyorum da noluyo? aysberg>>yazıyorum da noluyo? aysberg>>yazıyorum da noluyo? aysberg>>yazıyorum da noluyo? aysberg>>yazıyorum da noluyo?